9.1 C
İstanbul
Perşembe, Ocak 21, 2021

Arif Ersoy’u Anlamak

İlginizi Çekebilir

Merhum Arif Ersoy Hocamız, insanlık yanarken su taşımayı hiç bırakmadı ve bitaraflardan olmadı.

Kaybettiklerimizin kıymetini sonradan anlamak gibi, çıkasıca bir huyumuz var. Hatta maalesef, sadece kaybettiklerimizi bulacak kadar ferasete sahibiz. Peki, “Merhum Arif Ersoy Hocamız, her zamanki alışılagelmiş kusurumuzun bir tekrarı olarak kıymeti bilinmeyenlerden miydi?” Bir yönüyle böyle olduğu söylenemez. Zira o, çoklarından farklı bir erdeme sahipti; fikirlerinin uygulanması için ihtiyacı duyulan tüm girişimleri yapmaktan geri durmazdı. Takdir edersiniz ki bu tavrı, ilmiyle amel etmenin bir tezahürü olarak gerçek bir erdemdir. Her ne kadar kıymet bilme noksanlığımız da olsa yapıp ettikleri karşımıza çıkar. Gene de Hocamızın kıymeti bilinmediyse noksanlıklarımız tahmin ettiğimizden daha büyük demektir.

İktisat literatürünün gerçek öncüsü

Arif Ersoy’u gerçekten anlamak, gelişen ve büyüyen iktisat literatürünün bugün yenilik diye sunduklarının öncülüğünü yaptığının idrakiyle mümkündür. Onun ömrünü adadığı değerler sistemi bugün, global entelektüellerce kendilerine atfedilerek dünyayı kurtaracak “en yeni ve ilginç fikir” olarak sunulmaktadır. Bir âlimi anlamanın ilim gerektiriyor olması, noksanlıklarımız için iyi bir mazeret olarak görülebilir. Âlim, açtığı ilim kapısından geçip kendisi de ilmin bir kapısı oluverir. Bu kapıyı çalabilecek ilmî olgunluğa ulaşmaksa ancak onun himmetine tabidir. Arif Ersoy açık kapı himmetini, nasiplilere tüm bereketiyle saçacak kadar rahmete kavuşmuştu ve kendi ifadesiyle “İktisatla uğraşanların daha iyi iktisatçı olmaları.” gayretinden de geri durmamıştı. İlmini esirgemekten daha büyük kapitalist bir eylem olamayacağı zaviyesinden aksini düşünmek, onun kendi için tanımladığı yaşama amacıyla da çelişirdi.

Tahir Büyükkörükçü Hocamızın en güzel biçimde vaaz ettiği Hadis-i Şerif’te, Resulullah’ın (SAV) “İçi ilim ve mağfiretle dolu kimseye ne mutlu.” dediği kategoridendi. Ne mutlu erenlere! Arif Hocamızın İslam iktisadına yaptığı katkının boyutunu daha iyi anlamak, hatta tek başına anlaşılmasını sağlamak için bu yazıda aslında referans verdiğim bir metni paylaşmak istiyorum: Kamusal olmayan örgütlenmelere(…)kamu hizmeti ödevlerinin transfer edilmesi (…) Refah devletinin zorluklarına en iyi şekilde yanıt verebilecek ve geleceğin toplumsal gereksinimlerini karşılayabilecek olan en yeni ve ilginç yol budur. Daha bütünsel olarak söylersek refah devleti krizine sunulan bu alternatif ancak devlet talebinin azaltılması, dayanışmanın yeniden topluma benimsetilmesi ve daha fazla toplumsal görünüm yaratılması şeklinde üçlü bir hareket içinde yer alırsa anlamlı olacaktır. (Rosanvallon, 1981) İşte İslam iktisadı düşüncesi etrafında ilmî çalışmalar yapanlar; aslında hep bilegeldikleri ve dahi asırlarca tecrübe ettikleri bu kadim gerçeğin, dünya ve kullar yararına nasıl sunulacağını yeniden geliştiren ve bu sayede uygulamasına da erişecek yegâne âlimlerdir.

Merhum Arif Ersoy da bu gerçeği fıtratında bulmuş, paradigmanın yeniden ihyasını ödev olarak yüklenmişti. Çünkü bunu yapmak, “daha iyi bir kavim” taltifinin nasibiydi. Övgüye mazhar olan o daha iyi bir kavimden olmamaksa Arif Ersoy hocamıza göre iktisat ahlakında minare gibi doğru durmaktan kabul edilemez bir sapma olacaktı.

İslam’ın ilmî hürriyetine sımsıkı sarıldı

Ortaklık ekonomisi olarak gördüğü İslam iktisadını, kesrette vahdet fikrinin içtimai uygulama alanlarından birisi olarak gördü. Tumbuktu ile Osmanlı’yı mukayese edecek derinliğe sahip olmasının yanında Hitit’ten bu yana meseleleri tuttu ve Pir-i Türkistan’la yaklaşımının zeminini güçlendirdi. İslam’ın ilmî hürriyetine sımsıkı sarıldı ve bir farzı icra eder gibi araştırma alanına odaklandı. Yaradılış gayesine uygun olarak yeryüzünü ıslah ve imara çalışan bir mimardı. Hocamız, köhneyen Batı medeniyetini iyi çözümlemiş, Sovyetler Birliği yıkılırken olan biteni tecrübe etmiş, Çin hız alırken sahip olması gereken değerler konusunda uyarılarını yapmış ve herkesin sessiz olduğu meselelerde taşın üstüne çıkıp nutkunu vermişti. Yani ilmî meselelerde bir salon insanı, yanlışından döndürecek kudreti sergilemiş ve gün gelip topraklarından sürülen Suriye Osmanlılarının yanında yer alma fedakârlığından geri durmamıştı.

Yanan insanlığa su taşımayı bırakmadı

O, insanlık yanarken su taşımayı hiç bırakmadı ve bitaraflardan olmadı. Tüm yaşantısı, fikir ve eylem dünyası ile hepimize bir miras; bazılarımıza ise kaldığı yerden devam ettirilmesi gereken sorumluluklar bıraktı. Artık bizden sorumluluğu devralacaklar gelinceye kadar bu mirası kimden edindiğimizi unutmadan taşımak ve günü geldiğinde aktarmak görevinin ağırlığını sırtlamaktayız. Şüphesiz bu yoldaki en büyük yardımcımızsa onun hak davasındaki mukavemetine şahitliğimizdir.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Doç. Dr. Yusuf Dinç

Daha Fazla

Katılım Haberleri

Dergiden Son Yazılar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezleri kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam etmeniz durumunda, çerez kullanımımıza onay veriyor sayılırsınız.
Onayla
Privacy Policy