7.3 C
İstanbul
Cuma, Aralık 4, 2020

Katılım Bankalarının Bugünlere Gelmesi Kolay Olmadı

İlginizi Çekebilir

Arif Ersoy’u Anlamak

Merhum Arif Ersoy Hocamız, insanlık yanarken su taşımayı hiç bırakmadı ve bitaraflardan olmadı.Kaybettiklerimizin kıymetini sonradan anlamak gibi, çıkasıca bir huyumuz var. Hatta maalesef, sadece...

Basra Körfezi’nde Bir İnci: Bahreyn

Petrolün yanı sıra inci üretimiyle de dikkat çeken Bahreyn, Basra Körfezi’nde yer alan bir ada ülkesi…Asya Kıtası, dünyadaki en büyük kara parçası olarak biliniyor....

Çalışan Motivasyonunu Artırma Yolları

Yazı: Cem EkerPandemi sonrası yeni bir hayata başlarken şirketlerde çalışan motivasyonu nasıl yükseltilir?Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgını, 2020’nin ilk çeyreğinde iyiden iyiye kendini göstermeye...

Medeniyetlerin Buluşma Noktası Sri Lanka

Yazı: Gültuğ ErdölMuhteşem doğası, dikkat çekici yapıları ve farklı kültürden insanları ile Sri Lanka…Dört tarafı denizlerle çevrili Sri Lanka, büyük ve bereketli nehirleri...

Bizim heyecanımız; faizsiz finansın, Türkiye’de ve dünyada etkin parasal sistemde söz sahibi olabilmesiydi

 Röportaj: Merve Kantarcı Çulha

Katılım bankalarının desteğiyle faizsiz bankacılık dünyada da hatırı sayılır bir seviyeye ulaştı. Bu seviyeye ulaşmasında şüphesiz ilk kurulduğu günden beri destek olan yöneticilerin hakkı yadsınamaz. Bu isimlerden biri olan ve faizsiz bankacılık sistemine ilk kurulduğu günden bu yana destek olan Yunus Nacar ile bir röportaj gerçekleştirdik. Nacar, bizimle yıllara dayanan tecrübelerini paylaştı.

Uzun yıllar farklı katılım bankalarında görev yaptınız. Şu an neler yapıyorsunuz?

Kısaca kendinizi anlatır mısınız? Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1975 yılında bitirdim. Faisal Finans Merkezi’nde, Maliye Bakanlığı’nda, çeşitli holdinglerde, Kuveyt Türk’te, Anadolu Finans’ta, Türkiye Finans’ta üst düzey yöneticilik yaptım. Şu an ise Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili olarak görev yapıyorum. Bunlar dışında altı yıldan beri Kırklareli’nde Dünya Hayvancılık İşletmesi adı altında süt ve besi hayvancılığı yapıyorum. Katılım bankacılığı kadar hayvancılığı da öğrendiğimi ve bu sektörde de iddialı olduğumu söyleyebilirim. Burası da benim için başka bir alan oldu. Katılım bankacılığı neyse o işletmede de bunu tatbik ettik diyebilirim.

Katılım bankacılığı sektöründe, sizin görev yaptığınız dönemle şu anki dönem arasında sizce ne gibi farklar var?

Bankacılık parasal kaynakların iyi bir şekilde sevk ve idaresi, bununla ilgili organizasyonların kurulması anlamına geliyor. Ben ayrılalı çok uzun süre olmadı, beş altı yıl oldu. O günden bugüne ne değiştiğine baktığımızda bankacılık mevzuatında ciddi bir değişiklik olmadı. Katılım bankacılığının kullandığı mudaraba, muşaraka, finansal kiralama, murabaha gibi enstrümanlar hâlâ aynı yöntemle kullanılmaya devam ediliyor. Bunların yanında hacim büyüdü, teknolojik altyapı değişti ve katılım bankacılığının şube sayısı arttı. Benim için en büyük değişiklik alım satım işlemlerinden öte kâr-zarar ortaklığı işlemleri. İştirak, müşareke dediğimiz sistemin devreye girmesi ve katılım bankacılığında fon kullanım tarafı itibarıyla en önemli hususlardan birisinin bu olduğunu görmek olacak. Dolayısıyla katılım bankacılığında benim için en önemli husus temel prensiplerin korunmasıdır.

Faizsiz bankacılığın Türkiye’ye ilk gelişinden itibaren sektörün içinde yer aldınız. Bu anlamda Türkiye’de ve dünyada faizsiz bankacılığın geleceğini nerede görüyorsunuz?

Türkiye’de biz bu yola çıktığımızda 1981’li yıllardaydık. Faizsiz finans o zaman dünyada 1975’lerde Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerde başlamıştı. Bizim heyecanımız katılım bankacılığının ve faizsiz finansın, Türkiye’de ve dünyada etkin parasal sistemde söz sahibi olabilmesi, yönlendirebilmesi ve kontrol edilebilir bir seviyeye ulaşmasıydı. Çünkü baktığınızda Körfez ülkeleri, Türkiye, Endonezya, Malezya gibi ülkeler katılım bankacılığına ve faizsiz bankacılığa yakın. Yakın olan ülkelerin de elinde çok ciddi manada birikmiş fon ve sermaye var. Dolayısıyla en azından bu sermayeleri sevk ve idare etme noktasında söz sahibi olunabileceği düşünülerek yola çıkıldı. Hep beraber bu heyecanı yaşadık. Bu manada Türkiye’de katılım bankacılığı, ilk kuruluş dönemlerinde özel finans kurumları adı altında kuruldu. Banka bile değildi, bankacılık sektörü dışında bir yapılanma içindeydi. Bizim amacımız Türkiye’deki mevduat kredi tarafı konularında nasıl söz sahibi olabiliriz, nasıl etkili olabiliriz, bundan da öte Türkiye’deki bu kaynakları nasıl yönetebiliriz? gibi sorulara cevap bulmaktı. O zaman Türkiye’nin ve dünyanın geleneğinde faizsiz bankacılıkla ilgili oturmuş bir sistem yoktu. Türkiye’de 1984 yılında mevzuat çıktı. Özel finans kurumları 1985 yılında çalışmalara başladığında önümüzde hazır bir sistem yoktu, paket yoktu, nasıl yapacağımızı ve nereden başlayacağımızı düşünüyorduk. Bu aşamalarda hepimiz kendi imkânlarımızla deneme yanılma yoluyla bu işi başardık. Katılım bankacılığı dört temel üzerine kurulmuştu. Bunlardan bir tanesi mudarebe dediğimiz kâr zarar ortaklığı. Muşaraka dediğimiz her iki tarafın para koyarak projeyi gerçekleştirmesi işlemi. Murabahada ise alım satım arttı. Murabaha pratik olması sebebiyle hepsinin önüne geçti. Dördüncüsü de icara dediğimiz finansal kiralama. Bunun ötesindeki parasal enstrümanlar vs. aynı türev ürünler de yapılabiliyordu. Fakat esas itibarıyla bu dört enstrüman önemli. Bizim hep incelediğimiz ise mudaraba yani kâr zarar ortaklığı oldu. Nasıl başarabiliriz, başarabilir miyiz diye bunun üzerinde çok durduk. Bugünkü şartlarda maalesef kâr zarar ortaklığını gerçekleştiremedik. Neden? Çünkü buna banka lazımdı. Bir de kâr zarar ortaklığını yapan taraf lazımdı. Kâr zarar ortaklığı sadece mevduat tarafında sağlanabildi. Kullanım tarafında kâr zarar ortaklığı işlerlik kazanamadı. Fakat murabaha dediğimiz olayda alım satımda peşin alıp, vadeli satma noktasında çok da istekli olmamamıza rağmen işin pratikliği ve Türkiye’deki uyumu nedeniyle o hızlı bir şekilde gelişiverdi. Prensiplere uygun olarak yapıldı. Fakat burada da birtakım zorluklar oldu. Dolayısıyla Türkiye’de katılım bankacılığı bu noktalara kolay gelmedi. Her şeyi denedik. Ekonomi laboratuvarlarında parasal deneyler yaptık. Kâr zarar ortaklığını tam anlamıyla sağlayamadık. Dolayısıyla kâr zarar ortaklığı küçüldü. Son dönemlerde bazı katılım bankaları inşaat ve konut sektörüne girdi. Yine de kâr zarar ortaklığı gündemde olmalı ve kâr zarar ortaklığını daha fazla gerçekleştirebilmeliyiz. Yatırım alanında da mutlaka finansal kiralama alanında ciddi bir gelişme sağlamamız lazım. Bugün katılım bankaları büyüyerek belli bir noktaya geldi. 1985’ten 2018’e gelen bir süreçten bahsediyoruz. Fakat hâlâ katılım bankacılığı Türkiye’de istenilen noktada değil.

Katılım bankacılığı kanun, itibar noktasında her türlü yetkiye sahip, BDDK’da katkıda bulunmaya hazır. Geriye sadece sektörel yönetim kalıyor. Şu anda katılım banklarının önü açık. Kurumlar onay vermeye hazır. Bunun için gerekli olan strateji planları yapılıyordur, yapılacaktır. Beş katılım bankasının mutlaka ortak hedefi olması lazım. Yine söylüyorum kâr zarar ortaklığını daha aktif hâle getirmek gerekir. Geçmişe baktığımızda katılım bankacılığı 2001 yılı krizinde ölmüştü, tekrar dirildi. Katılım bankacılığının iki doğum yılı var diyebiliriz. Biri 1985, diğeri 2001 yılı. Yeniden doğuş yılı 2001 yılı dönemidir. Çünkü 2001 yılı bizim için zor bir yıldı. 2001 yılı krizi bize katılım bankacılığının yolunu da açmış oldu. Türkiye’de katılım bankacılığı 2006’nın başından itibaren kuruldu. Bundan sonra bütün mesele iyi yönetebilmek çağa ayak uydurabilmekti. Bugün en çok ihtiyacımız olan ise fonu kullanan kesimin korunmasını sağlamaktır. Çünkü “Katılım bankacılığının ve ticari bankacılığın en büyük gider kalemi hangisidir?” diye sorarsanız birçok şey sıralayabiliriz. En büyük ve net gider kalemi kanun takip oranlarıdır. Türkiye bankacılığında maalesef fon kullanan müşterileri koruma gibi bir refleks geliştirilmemiş durumda. Batan her kredi mevduat sahiplerine zarar olarak dönüyor. İşte bunları bu zor durumdan nasıl kurtarabilirim? Bunu düşünmek gerek. Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye bankacılığında genellikle kredi kullandırdıktan sonra müşteri bırakılıyor. Müşteri ne durumda sorgulanmıyor ve takip edilmiyor. Şube elemanları, şube müdürleri ve genel merkezler bu konuda hassas davranmalılar. Katılım bankalarına, fon kullanan müşterilerini yakından izlemelerini, ihtiyaçlarını yakından takip etmelerini ve gerektiğinde de bu kişilere yardımcı olmalarını öneriyorum. Çünkü mevduat sahibi, banka, fon kullanım sacayağıdır. Dolayısıyla sektörün kalıcı olması için bu üçünün çok temiz ve sağlam olması lazım. Çünkü katılım bankacılığının bu üçüyle ayakta duran bir yapısı var. Bilhassa şubelerin ve genel müdürlerin müşterilerini yakından tanıması, ticari ve ekonomik bir dostluk geliştirmesi lazım. Örneğin, ben geçmişte haftanın beş iş gününü şu şekilde ayırırdım. Üç iş gününü genel müdürlükte geçirirken, iki gününü mutlaka illere, şubelere gider; fon kullanan, mevduat sahibi müşterileri ziyaret ederdim. Mevduat sahibi ve fon kullananlarla bankanın ekonomik dostluk kurması ve güven duygusunu geliştirmesi lazım. Katılım bankacılığında bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Sizce katılım bankacılığı açısından KOBİ’lerin önemi nedir?

Türkiye’de katılım bankacılığının ilgi kurduğu sektör genellikle KOBİ’ler diyebiliriz. Küçük ve orta ölçekli işletmelere değer vermek gerektiğini düşünüyorum. Biz de başlarken öyle başladık. Katılım bankacılığı doğuştan KOBİ yakını bir sektördür. Şimdi imkânlar çoğaldı, yurt dışı fonlar geldi. Yine de KOBİ’leri unutmamamız ve büyütmemiz gerekiyor. KOBİ dediğimiz segmentte elbette bazı zorluklar olabilir, fakat bunları eğitimle aşabiliriz. Ekonomik ve ticari manada katkı sunmak istiyorsak katılım bankacılığının en önemli görevlerinden biri de KOBİ’leri finans konularında bilgilendirmektir. Geçmişte bazı temel şehirlerde KOBİ’lere yönelik seminerler düzenlerdik. Şu anda da bu tarz seminerlere, konferanslara devam edilmeli. KOBİ’lere finansman ve ekonomi durumu hakkında bilgi verilmeli. Katılım bankaları hassas mevduatı alıp değerlendirirken hem de hassas fon kullanımı yaparken bu arada da kendi ayağının birisi olan fon kullanım tarafını kuvvetlendirici kültürel destekte bulunması lazım. Bu konu da en az bankacılık kadar önemli bir konu.

Türkiye’de faizsiz finansa olan ilgi gitgide artıyor. Ülkemizde çok sayıda proje hayata geçti ve üniversitelerde de yeni bölümler açıldı. Bu durumda faizsiz finansla ilgilenen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Katılım bankacılığı alanında kendini geliştiren birçok kişi başarılı yerlere geldi. Katılım bankacılığı bu arkadaşlarımıza yönetim, vizyon ve bilgi açısından çok büyük katkı sağladı. Bu anlamda katılım bankacılığı ile ilgilenen gençlerin önü açık. Bankacılık veya başka bir sektör sadece maaşı yüksek diye ya da bir kurum sadece yüksek kâr elde ediyor diye tercih edilmiyor. Peki, ne tercih ediliyor? İşinde mutlu olma, kariyer, eğitim, sosyal haklar vs. diye devam ediyor. Bunların hepsi arasında en önemlisi tabii ki işinde mutlu olmak. Bunun ardından diğer önemli kriter ise kurumun eğitim konusunda yaptıklarıdır. Bu noktada katılım bankacılığının başarılı olduğunu düşünüyorum. Çünkü katılım bankacılığı kariyerde önemli bir sürecin durak noktasıdır. Bugün geldiğimiz noktada gerçekten katılım bankacılığı sektöründe çalışıp, ticari bankada ya da başka kurumlarda çok başarılı olmuş arkadaşlarımız oldu. Aynı şekilde inanıyorum ki bu çizgide devam edenler, ileride iyi yerlere gelecek. Dolayısı ile katılım bankacılığı, faizsiz finans ve İslam ekonomisi konularında bu anlamda gençlerin önü açık, rahatlıkla ilerleyebilirler.

Ödemelerden mobil bankacılığa, para transferleri, blokchain ve Bitcoin gibi alanlarda hızlı bir şekilde inovasyonlarla karşı karşıyayız. Dijitalleşmenin her alana yayıldığı bu dönemde bankalara düşen sorumluluklar sizce nelerdir?

Günümüzde dijitalleşme, türev ürünler ve benzer uygulamalar artık bireyler ve kurumlar açısından kaçınılmaz hâle geldi. Bunları kullanmadan da katılım bankacılığı yapmak mümkün değil. Fakat şunu bilmemiz lazım ki bu enstrümanlar bize hakim olmamalı. Hiçbir dijital aracın bizi etkisi altına almasına izin vermemeli ve kullanmasını iyi öğrenmeliyiz. Mesela 2008 yılında dünya, türev ürün krizi yaşadı. Türkiye’nin bu tür türev ürünleri az olduğu için bu krizi hissetmeden atlattı. Çünkü Türkiye’de yoğun olarak kullanılmıyordu. Ama şimdi hızla teknolojiyi her alanda kullanmaya başladık. Önümüzdeki dönemde dijital bir kıyamet kopmaması için işletmelerin, kurumların ve bireylerin dikkatli olması ve riskleri de gözetmesi gerekir. Özellikle bankaların sahte hesap, dolandırıcılık gibi konularda gerekli tedbirleri alması lazım. Kısacası dijitalleşme her alanda kullanılırken teknik anlamda da gerekli altyapı sağlanmalı.

Daha Fazla

Katılım Haberleri

Albaraka Türk’ten Doğal Gaz Açıklaması 

Albaraka Türk Katılım Bankası Genel Müdürü Melikşah Utku, Karadeniz'de keşfedilen doğal gaza ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Utku, "Yenileme dönemi gelen doğal gaz anlaşmalarında sahip olduğumuz...

Albaraka’dan “Güvenli Ödeme Sistemi”

Albaraka Türk Katılım Bankası, Türkiye Noterler Birliği ile iş birliği yaparak, ikinci el motorlu kara taşıtı alım-satımında, taşıtın mülkiyeti ile satış tutarının güvenli ve...

Dergiden Son Yazılar

IBOR Geçişi Nasıl Zorluklar Getirebilir?

IBOR’un, (Bankalararası Teklif Edilen Faiz Oranı) 2021 yılı sonunda devre dışı bırakılması planlanıyor.Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının küresel etkilerine rağmen LIBOR’u (Londra Bankalararası Para...

Türkiye’de İşletmecilik Öğretimi

Ülkemizdeki işletmecilik öğretim mimarisinin, kısa sürede çıkış yolu olmayacağı bilinciyle yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.Türkiye’deki işletmecilik öğretimi, 50 yıllık süreyi geride bırakmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat...

Katılım Bankalarında Likidite Riski

Likidite riskinin belirlenmesi, bankaların piyasa risklerine karşı pozisyon almalarında büyük önem taşımaktadır.Dünyada finansal liberalizasyonun hızlandığı 1980’li yıllardan beri bankalar, birçok şirket için önemli bir...

Altın, “Güvenli Liman” mı?

Altın, birkaç yıl daha güvenli liman şeklinde yatırımcıların gözdesi olmaya devam edecek.Altın, ABD’nin para birimi dolara olan güvenin azaldığı dönemlerde parasal varlıkların korunması açısından...

İslami Finans ve Akıllı Sözleşmeler

Blockchain’in sağladığı akıllı sözleşme teknolojisi, birçok sektöre şeffaflık sağlaması nedeniyle İslami finans dünyasında da tercih edilmektedir.Blockchain teknolojisi, dünyada hızla yayılmaktadır. Sözkonusu teknolojinin fayda sağladığı...
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezleri kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam etmeniz durumunda, çerez kullanımımıza onay veriyor sayılırsınız.
Onayla
Privacy Policy