5.6 C
İstanbul
Cumartesi, Kasım 28, 2020

İslam İktisadında Ekonomik Kalkınma                

İlginizi Çekebilir

Arif Ersoy’u Anlamak

Merhum Arif Ersoy Hocamız, insanlık yanarken su taşımayı hiç bırakmadı ve bitaraflardan olmadı. Kaybettiklerimizin kıymetini sonradan anlamak gibi, çıkasıca bir huyumuz var. Hatta maalesef, sadece...

Basra Körfezi’nde Bir İnci: Bahreyn

Petrolün yanı sıra inci üretimiyle de dikkat çeken Bahreyn, Basra Körfezi’nde yer alan bir ada ülkesi… Asya Kıtası, dünyadaki en büyük kara parçası olarak biliniyor....

Çalışan Motivasyonunu Artırma Yolları

Yazı: Cem Eker Pandemi sonrası yeni bir hayata başlarken şirketlerde çalışan motivasyonu nasıl yükseltilir? Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgını, 2020’nin ilk çeyreğinde iyiden iyiye kendini göstermeye...

Medeniyetlerin Buluşma Noktası Sri Lanka

Yazı: Gültuğ Erdöl Muhteşem doğası, dikkat çekici yapıları ve farklı kültürden insanları ile Sri Lanka… Dört tarafı denizlerle çevrili Sri Lanka, büyük ve bereketli nehirleri...

Çekirdeğinde İslami normların yer aldığı yerli ve özgün İslami kurumlar, tesis edilmeli ve desteklenmelidir.

Ekonomi literatürünü incelediğimizde, uzun sayılabilecek bir dönem boyunca pek çok kavram gibi kalkınma kavramının da içeriğinde ve yaklaşımlarında dönüşümlerin yaşandığına şahit oluruz. Başlangıçta ekonomik kalkınma, ekonomik büyüme bünyesinde analize konu edilmiştir. Ancak zamanla kalkınmayı ekonomik büyüme ile özdeş tutan ve gelişmişlik düzeylerini gözetmeyen yaklaşım, eleştirilere konu olmuştur. Kavramsal içeriğinden öte politika uygulamaları açısından da ekonomik büyümenin; yoksulluğu azaltmak, gelir dağılımı eşitsizliğini düzeltmek ve beşeri refahı adil dağıtmak gibi toplumsal sorunlara çözüm getiremediği görülmüştür. Ardından sebeplerin, gerekçelerin, süreçlerin, çözüm ve çözümsüzlüklerin tartışılabileceği başka bir zemin arayışına girilmiştir. Özellikle ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme ayrımının, bu arayışların bir ürünü olarak doğduğunu söylemek mümkündür.

Geç kapitalistleşen ülkelerin, dünya ekonomisine eklemlenmesi

Ana akım iktisat ekolünün yaşadığı ekonomik krizler ve dengesizlikler; bir yandan ekonomik teorilerin, diğer yandan bunları besleyen arka plandaki değerler sisteminin ve uygulanan iktisat politikalarının zorunlu sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır. Kapitalist dönüşüm bağlamında zamanın sömürülen ülkeleri, 1980 öncesinde içe dönük ekonomik rejim ile sermaye birikimi sağlamayı hedefleyerek yüksek büyüme oranlarını kısmen kazanmışlardı.

Ancak 1980 sonrasında geç kapitalistleşen bu ülkeler, devletin yoğun müdahalelerine sıcak bakmayan ana akım iktisat politikalarının rehberliğini kabullenmelerine rağmen dünya ekonomisine eklemlenmekte ciddi sorun yaşamışlardır. Oysa 1970’li yıllarda hızlı ekonomik büyüme performansı sergileyen ve gelişmekte olan ülkeler; siyasal istikrarsızlık, yüksek işsizlik oranı ve gayr-i adil gelir dağılımı gibi sorunları eş zamanlı olarak yaşamışlardı. Üstelik ekonomik büyüme de bu problemlere tek başına çözüm getirmemekteydi. Dönemin temel ekonomik sorunu ise dış borç ihtiyacı ve ödemeler bilançosunda yaşanan açıklardı. Bu durum da bahsi geçen pek çok ülkeyi; Uluslararası Para Fonu (IMF) veya Dünya Bankası’nın gözetiminde uygulanan ve Washington Uzlaşıları olarak da adlandırılan Stand-by Anlaşmaları çerçevesindeki yapısal uyum programlarının acı reçetelerini uygulamaya mecbur bıraktı.

Bu dar boğazı aşmanın yegâne çözümü ise kendilerine dayatılan ekonomi politikalarını uygulamak ve karşılığında ödemeler dengesi açıklarını IMF ve Dünya Bankası’nın kaynakları ile kapatabilmekti. Sözkonusu programların, ekonomik kalkınmayı sağlamaktan aciz kalması bir yana insani bedellerinin de çok ağır seyredeceği ve mevcut ekonomik kalkınma modellerinin doğasındaki sorunları çözen değil daha da ağırlaştıran niteliğe sahip olduğu kısa bir süre sonra anlaşılacaktı.

Kötüye gidiş, örtülmeye çalışılan gerçekleri daha da gün yüzüne çıkardı

Diğer yandan yüksek ekonomik büyüme gösteren gelişmiş ülkeler, yüksek suç oranları ve çevre sorunları nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşamaktaydı. Orta gelir düzeyindeki çoğu devletin de insani refah düzeyi açısından kötüye gidişi, sosyal barışı tehdit eder hâle gelmekteydi. Böylece varılan noktada tek başına yüksek gelir düzeyinin ya da yüksek büyüme oranlarının; refah, sürdürülebilir kalkınma, yoksulluktan kurtulma, yüksek yaşam kalitesi, yaşanabilir çevre, sosyal barış ve güvenli gelecek anlamına gelmediği tamamen gün yüzüne çıkmıştı. Bu gelişmeler karşısında yükselen eleştiriler, ekonomi politikaları yanında ekonomik sistemleri de gözden geçirmeyi gerektiriyordu. Ana akım ekonomik sistemi ve ekonomi politikalarını revize etmeye yönelik teşebbüsler bağlamında, önce 1990’dan itibaren Pakistanlı tanınmış iktisatçı ve Maliye Bakanı Mahbub ul Haq önderliğinde ulusal ve küresel kalkınma politikalarının gözden geçirilmesini içeren öneriler gündeme geldi. Bu çerçevede merkezinde insanın yer alması gerektiğini vurgulayan ve bireylerin yaşam kalitesinin önemine dikkat çeken politikaların önemsenmesini sağlayan ve bunu uluslararası toplumun gündemine taşıyan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kapsamında İnsani Gelişme Raporları, yayımlanmaya başlandı. Sözkonusu raporlar, kalkınma politikaları hazırlamak, ülkelerin gelişmişlik düzeylerini karşılaştırmak, insani kalkınma anlayışının önemini vurgulamak gibi değişik amaçlarla; Hükûmetler, sivil toplum kuruluşları, akademik çevreler ve medya tarafından kullanılmaya başlandı ve hâlen de kullanılmaktadır.

Yapabilirlik yaklaşımı

Bir diğer örnek ise 1998 Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi Amartya Sen’in yoksulluk ve kalkınma anlayışlarına insani gelişim kavramı çerçevesinde yeni bir bakış getiren “yapabilirlik yaklaşımı”dır. Analizlerinde geleneksel refah ekonomisi ile faydacı (utiliteryen) yaklaşımı -bünyelerinde insani boyuta yer vermedikleri için- eleştiren Sen, “yapabilirlik yaklaşımı” ile yaşam seçeneklerinin tüm yönlerinin değerlendirilebilmesini sağlayan bir alternatif önerdi. Buna göre toplumsal gelişmenin temelini yapabilirliklerin genişletilmesi oluşturmakta, bir toplumun başarısı ise bireylerinin sahip olduğu asli özgürlükler ya da yapabilirlikler üzerinden değerlendirilmektedir. İşte bu perspektif, gelişme ve kalkınma yaklaşımının da başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

Buna benzer sorgulamalar, bir diğer kulvarda ana akım ekonomik sistemi uygulamalarının yanında varsayımlarıyla birlikte sorgulayan düşüncelerin filizlenmesine de zemin hazırlamıştır. İlk defa Alfred Marshall tarafından dillendirilen “homo economicus”u rehber edinen ana akım ekonomik sistem; ne sadece kendi faydasını maksimize etmeye çalışarak bireye, ne de tüm revizyon ve müdahalelerine rağmen toplumlara bu düşünce mekanizması rehberliğinde müreffeh bir yaşam sunmakta başarılı olabilmiştir. Homo economicus yerine insanı ve ona dair ulvi değerleri merkeze alan alternatif bir ekonomik sistem ile kalkınma modeli arayışları hızlanmıştır.

Sakarya Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Çalışır

Daha Fazla

Katılım Haberleri

Albaraka Türk’ten Doğal Gaz Açıklaması 

Albaraka Türk Katılım Bankası Genel Müdürü Melikşah Utku, Karadeniz'de keşfedilen doğal gaza ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Utku, "Yenileme dönemi gelen doğal gaz anlaşmalarında sahip olduğumuz...

Albaraka’dan “Güvenli Ödeme Sistemi”

Albaraka Türk Katılım Bankası, Türkiye Noterler Birliği ile iş birliği yaparak, ikinci el motorlu kara taşıtı alım-satımında, taşıtın mülkiyeti ile satış tutarının güvenli ve...

Dergiden Son Yazılar

IBOR Geçişi Nasıl Zorluklar Getirebilir?

IBOR’un, (Bankalararası Teklif Edilen Faiz Oranı) 2021 yılı sonunda devre dışı bırakılması planlanıyor. Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının küresel etkilerine rağmen LIBOR’u (Londra Bankalararası Para...

Türkiye’de İşletmecilik Öğretimi

Ülkemizdeki işletmecilik öğretim mimarisinin, kısa sürede çıkış yolu olmayacağı bilinciyle yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki işletmecilik öğretimi, 50 yıllık süreyi geride bırakmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat...

Katılım Bankalarında Likidite Riski

Likidite riskinin belirlenmesi, bankaların piyasa risklerine karşı pozisyon almalarında büyük önem taşımaktadır. Dünyada finansal liberalizasyonun hızlandığı 1980’li yıllardan beri bankalar, birçok şirket için önemli bir...

Altın, “Güvenli Liman” mı?

Altın, birkaç yıl daha güvenli liman şeklinde yatırımcıların gözdesi olmaya devam edecek. Altın, ABD’nin para birimi dolara olan güvenin azaldığı dönemlerde parasal varlıkların korunması açısından...

İslami Finans ve Akıllı Sözleşmeler

Blockchain’in sağladığı akıllı sözleşme teknolojisi, birçok sektöre şeffaflık sağlaması nedeniyle İslami finans dünyasında da tercih edilmektedir. Blockchain teknolojisi, dünyada hızla yayılmaktadır. Sözkonusu teknolojinin fayda sağladığı...
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezleri kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam etmeniz durumunda, çerez kullanımımıza onay veriyor sayılırsınız.
Onayla
Privacy Policy