5.6 C
İstanbul
Cumartesi, Kasım 28, 2020

IFN Türkiye: Parlama Zamanı

İlginizi Çekebilir

Arif Ersoy’u Anlamak

Merhum Arif Ersoy Hocamız, insanlık yanarken su taşımayı hiç bırakmadı ve bitaraflardan olmadı. Kaybettiklerimizin kıymetini sonradan anlamak gibi, çıkasıca bir huyumuz var. Hatta maalesef, sadece...

Basra Körfezi’nde Bir İnci: Bahreyn

Petrolün yanı sıra inci üretimiyle de dikkat çeken Bahreyn, Basra Körfezi’nde yer alan bir ada ülkesi… Asya Kıtası, dünyadaki en büyük kara parçası olarak biliniyor....

Çalışan Motivasyonunu Artırma Yolları

Yazı: Cem Eker Pandemi sonrası yeni bir hayata başlarken şirketlerde çalışan motivasyonu nasıl yükseltilir? Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgını, 2020’nin ilk çeyreğinde iyiden iyiye kendini göstermeye...

Medeniyetlerin Buluşma Noktası Sri Lanka

Yazı: Gültuğ Erdöl Muhteşem doğası, dikkat çekici yapıları ve farklı kültürden insanları ile Sri Lanka… Dört tarafı denizlerle çevrili Sri Lanka, büyük ve bereketli nehirleri...

Türkiye, katılım finans olarak adlandırdığı İslami finans sektörü için önemli bir pazar olmakla birlikte kendi sektörünü geliştirmek ve ilerletmek için ciddi adımlar atmıştır. Bugüne kadar ülke İslami finans konusunda farkındalık çalışmaları yürütmüş ve bankacılık pazarındaki payını %5’in üzerine çıkarmıştır. Son zamanlardaki gelişmeler ise ilerlemeyi net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Geçtiğimiz haftaysa IFN, yıllık IFN Türkiye Forumu’nda düzenleyicileri, uygulayıcıları ve paydaşları bir araya getirerek İslami finans sektörünün 2020’de karşılaştığı zorlukları, fırsatları ve öngörülerini paylaşmalarını sağladı.

Bu kadar çok ve çeşitli finansal araca rağmen bankacılık, finans sektörünün hâlâ %90’ına tekabül ediyor. Türkiye, 2025 yılına kadar katılım finansın toplam bankacılık sektörü içindeki payını %15’e kadar artırmayı planlıyor. Ama nasıl? Bu büyümeyi destekleyecek sürdürülebilir ve sorumlu bir finans sektörünü nasıl ayakta tutabilir?

Öncelikle ülke, %99,8’i Müslüman olan nüfusuyla iyi bir avantaja sahip. İslami bankacılık için henüz ayrı bir mevzuat oluşturulmamışsa da İslami işlemler için Şer-i uyum gözetiliyor. Türkiye’deki 53 bankanın altısı, tam teşekküllü İslami banka ve aralarında büyük devlet bankalarının iştirakleri bankalar da mevcut. Sermaye piyasaları da her geçen gün gelişiyor. Türk hükûmeti, düzenli olarak altına dayalı Sukuk ve kira sertifikaları ihraç etmektedir; ayrıca 2019’da Türk Hava Yolları ve ferrokrom üreticisi Eti Krom da Sukuk ihracı planları olduğunu açıklamıştır. Ülkede ayrıca üç adet tam teşekküllü İslami varlık yönetim şirketi bulunmaktadır.

İlerlemenin ayak seslerini duyuyoruz. Ocak 2020’de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Türkiye’deki fırsatları değerlendireceğini ve Türkiye’deki sukuk ihraçlarının gelişeceğine inandığını belirtmişti. Ayrıca Ocak 2020’de AAOIFI ve Türkiye Katılım Bankaları Birliği, Türkiye’deki katılım finans farkındalığını artırma amacıyla bir mutabakat anlaşması imzalarken Şubat 2020’de de Türkiye Helal Akreditasyon Kurumu ve Pakistan Ulusal Akreditasyon Konseyi, yine Helal sektörü içinde ortak standartlar geliştirme amacıyla bir mutabakat anlaşması imzalamıştır.

Peki atılan bu adımlar ülkeyi dünya sahnesine çıkarmaya ve potansiyelini küresel ve yerel düzeyde gerçekleştirmesine yeter mi?

En başa dönelim

Katılım finans sektörü, reel ekonomi içindeki zorlukları ele alabilir mi? Önemli Türk KOBİ’leri ve şirketleri için likidite desteğinin yanı sıra ödeme gücü için de destek verebilir mi?
Ülkenin ve bölgenin katılım finans sektörü, bu fırsatı kullanarak ülkenin gelişmesi ve büyümesine katkıda bulunurken sorumlu, kapsayıcı ve etik bir konumda kalabilir mi? Endüstri olarak özün maddeden çok daha önemli olduğunu nasıl vurgularız? Saygın bir panelde, Türkiye’de katılım bankacılığı, finans ve sermaye piyasalarında başarının yakalanması için yeni bir yol haritası olup olmadığını sorduk. Türkiye Katılım Bankaları Birliği’nde Uluslararası İlişkiler Müdürü Fatma Çınar’ın moderatörlüğünü yürüttüğü ve birçok kapsamlı meselenin ele alındığı tartışmada tüm katılımcılar özellikle koronavirüs krizi gibi konulara açık sözlülükle yer verdiler.

Panelde konuşan Ziraat Katılım Genel Müdür Yardımcısı  Osman Karakutuk’un ifadesine göre, “Pandemi hepimizin hayatını felakete çevirdi ve Dünya’nın akışı, ekonomileri ve yönetim biçimlerinde çok şey değiştirdi.” “Ekonomilerin büyüme oranı hızla düştü, finansal kurumlar kredilerini azalttı. Ülkemiz de bu durumdan etkilendi elbette ama katılım bankaları, özellikle de devlet bankaları bu dönemi güzel atlatıyor. Pandemi sürecinde iş sürekliliğimizde çok fazla kesinti yaşamadık. Bir kamu bankası olarak öncelikle Türk halkının ihtiyaçlarını karşılamaya ve pandeminin negatif ekonomik sonuçlarına karşı yanlarında olmaya çalıştık. Şubeler hizmet vermeye devam ederken İnternet ve mobil bankacılık gibi alternatif kanalları başarıyla yönetildi.”

Merkez bankası, kriz sürecinde ekonomiye destek olmak amacıyla ciddi önlemler aldı; bunlar arasında politika faizini %10,75’ten %9,75’e düşürmek, bankalara gün içi ve gecelik sürekli hizmetler aracılığıyla ihtiyaç duyulan likiditeyi sağlamak, açık piyasa işlemleri ile piyasa yapıcılarının likidite limitlerini yükseltmek ve döviz rezervi gereklilik oranlarını 500 baz puan düşürmek ve bankalara kurumsal sektöre kesintisiz kredi akışı sağlayabilmeleri için ilave likidite imkânları sunmak sayılabilir.

“Esas mesele kurumsal müşterilerin likidite ve finansman hareketleridir,” diye açıklıyor Osman Bey. “Bu yüzden reel ekonomiyi destekleyecek makul kâr oranları ile yeterli likidite sağlanması için KOBİ ve kurumsal müşterilere yönelik finansmanımızı hızlandırdık. 5 milyar Türk lirası (625 milyon ABD doları)  değerinde iş destek paketi sağlarken kurumsal müşterilerimizin mevcut olanaklarını yeniden yapılandırdık ve nakit akışlarına destek olmaya çalıştık.

Ancak Fatima’ya göre KOBİ’ler pandemiyi bir fırsata da dönüştürebilir; zira bankalar bu dönemde kendilerini ciddi bir şekilde destekliyor ve birçok önlemli olanağı sunuyor. Yani bir risk durumu fırsata dönüştürülebilir mi?

İslami Finans Uluslararası Eğitim Merkezi’nde İslami Dijital Ekonomi Bölüm Başkanı Yardımcısı Doçent Dr. Kinan Salim’e göre evet, dönüştürülebilir.  “COVID-19 bize ekonomilerimizin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.” “Tek bir büyük şok, tüm dünyadaki işletmelerde büyük etki yarattı.” Önce tedarik zincirinde kesintilerle, ardından da pazar talebinde düşüşle karşılaştık. Pazar talebinin düşüşüyle birlikte KOBİ’lerin finansal olarak çok daha kırılgan olduğunu gördük. Hâlâ faturalarını ve maaşlarını ödemek zorundalar, ve zararları gittikçe artıyor. Bazı bankalar ödeme tarihlerini erteleyerek yardımcı olmaya çalışsa da bu kesin bir çözüm değil. Bu kriz bizlere çok daha dayanıklı ekonomi ve işletmelere ihtiyaç duyduğumuzu gösterdi. Herkese iş düşüyor. Fakat bu kriz ile birlikte katılım bankaları bu sistematik sorunları çözmek için yeni çözümler geliştirme fırsatı yakaladı. Topluma olumlu bir etki ve katkıda bulunabilecek, sürdürülebilir ve sorumlu bir bankacılıkla mümkün bu: kâr etme hedefiyle hareket ederken toplumsal ve çevresel performansımızı da gözetmeliyiz.

Bu yılın önemli başlıklarından biri de sürdürülebilir finans elbette ve Türkiye de bu alanda eşi benzeri olmayan fırsatlar barındırıyor. Vakıf Katılım Bankası Hazine ve Strateji Grubuna bağlı Uluslararası Bankacılık Müdürü Ahmet İlyas Çöllü, özellikle sürdürülebilir enerji alanında sorumluluk sahibi bir finans sektörünün alacağı hızdan devam etmemiz gerektiğinin önemini vurguladı. “Enerji ihracat hacmimiz oldukça yüksek ve
Türkiye içinde kendi yenilenebilir enerjimizi üretmek istiyoruz. Ayrıca belediyelere akıllı şehirler, akıllı otoparklar, akıllı ulaşım, akıllı tarım ve atık geri dönüşümü yatırımları konusunda destek oluyoruz.

Sürdürülebilir enerjiye yaptığımız yatırımlarla gelecekte yeşil sukuk, hatta yerel veya uluslararası sukuk ihracına başlamak istiyoruz. Yeşil sukuk konsepti kulağa çekici geliyor; bu sene Türkiye’de yalnızca bir yatırım bankasının yeşil sukuk ihracında bulunduğunu gördük. Devletin katılım bankası olarak bizler de bu sektörde aktif hâle gelmek istiyor ve bunun için uğraşıyoruz.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun Katılım Bankacılığı Birimi başkanı Ömer Çekin, kurumun Türkiye’de İslami finans için yapıcı bir ortam geliştirmek adına yürüttükleri faaliyetlere dair geniş çaplı bir özet sundu. “Düzenleyici çerçeveler bu konuda çok önemli, Türkiye ise altyapı konusunda gerçekten oldukça gelişmiş bir ülke.”

Son olarak da KTO Karatay Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Kamola Bayram, İslami finans eğitiminin çok daha geniş bir ekosistemin odak noktası olduğunu belirterek özellikle ülkedeki katılım bankacılığı endüstrisi için insan kaynağı geliştirmedeki önemini vurguladı. “Türkiye’de altı katılım bankamız var ve sektörümüzde 16.000 kişiye iş imkânı sağlıyoruz. “Fakat yine de İslami finansın bankacılık sektörü içinde sahip olduğu %5’lik pay oldukça düşük; istediğimiz %15-20’lik paya ulaşmak için de İslami finans eğitimi çok büyük önem taşıyor. Araştırmalara baktığımızda sadece banka ve şubelerin sayısını artırmanın da yeterli olmadığını görüyoruz. Halkın da bu konudaki farkındalığını artırmalıyız, bunun da yolu eğitimden geçiyor. Yurt dışında olup eğitimlerine bu alanda devam etmek isteyen öğrencilerden çok fazla soru geliyor bana. Elbette şu an en popüler ülkeler Malezya, Birleşik Krallık ve Körfez ülkeleri ama biz de Türkiye’de hâlihazırda 10 üniversiteyle güçlü bir altyapıya sahibiz. O yüzden öğrencileri çalışmalarına devam etmek için ülkemize davet ediyorum. Türkiye’de bu fırsatların tanıtımını çok daha etkili bir şekilde yapmamız gerek; belki Malezya’daki FAA [Finans Akreditasyon Kurumu] gibi bir girişime de başvurabiliriz.”

“Bugün katılım bankalarının pazar payı 53 milyar ABD dolarından fazla varlık ile %7’ye ulaştı,” diyerek sözlerini bitiren Fatima zorluklara rağmen büyümenin devam ettiğini de belirtti.

Finansman, fintech ve sorumlu finans

Kamunun, Mayıs 2020’de euro ve dolar ihraçlarıyla pazara dönmesiyle birlikte, IFN Türkiye Forumu’nun T.C. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi İslami Finans bölümü direktörü Tarık Akın’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci panelinde sermaye piyasalarına, finansmana, fintech’e ve piyasadaki sorumlu finans yönlerine değinildi. Tartışmada ekonomik toparlanmada sukukun rolü, teknolojinin inovasyona katkısı ve sürdürülebilir ve sorumlu yatırımlarla Türkiye’de yürütülebilecek gelişmeler konuşuldu.

Ulusal İslami Ekonomi ve Finans Komitesi’nde İslami Ekonomi Destekleme Ekosistem direktörü Dr. Sutan Emir Hidayat da küresel endüstriye Endonezya perspektifinden bakarak 2021 yılı için aşağı yönlü riskleri ve bu risklerin Türkiye’deki İslami finans sektöründeki muhtemel yansımalarını anlattı. “2021’de İslami finans sektörünün küresel büyümesinin yavaşlamaya devam edeceğini düşünüyorum. Hafif bir toparlanma ve düşük ila orta, tek haneli bir büyüme öngörüyoruz. Açıkçası önceliğimiz COVID-19 aşısı olmalı, Sukuk ihraçları da bu aşıların temininde finansman çözümü olacaklardır.”

Tartışmanın önemli başlıklarından biri de Türkiye’nin katılım bankacılığı payını 2025’e kadar %15’e çıkarma hedefiydi, bu gerçekçi bir hedef mi?

“İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkeleri arasında yalnızca üç tanesi G20 üyesi, Türkiye de onlardan biri. Türkiye, İslami finans da dâhil olmak üzere bölgenin ekonomik gelişiminde hayati bir öneme sahip,” diye vurguluyor Dr. Sutan. “Fakat mücadele etmemiz gereken birkaç zorluk var. Bunların arasında okuryazarlık ve farkındalık var. Okuryazarlık ve finansal katılım arasında da kesin bir ilişki mevcut. İslami finans alanında yasal çerçeveler ve altyapılar hâlâ yetersiz. Daha fazla ürün inovasyonuna yatırım yapmalıyız. Ürün skalasının dar olması katılım bankalarını hâlihazırda sınırlıyor. Ayrıca sukuk için daha aktif bir ikinci pazara da ihtiyacımız var. Sukukun çift vergilendirilmesi meselesini artık çözdük ama yine de daha fazla şirket için teşvik çalışmaları yürütmeliyiz. Başka bir mesele de döviz riski. Türk lirası bu kadar istikrarsızken dolar cinsinden sukuk risk oluşturuyor. Tüm bu sorunları halleder, ülkede İslami finans çalışmaları için net bir ana plan oluşturursanız, istediğiniz %15’e ulaşırsınız inşallah.”

Fakat herkes bu kadar iyimser değildi. Vakıf Katılım Bankası Hazine ve Strateji Grubu başkan yardımcısı ve hazine başkanı Tarık Börekçi, elde olan rakamlarla detaylı bir finansal analiz gerçekleştirdi. “Türkiye’de katılım bankalarının büyüyebileceği geniş bir alan mevcut. Bunu başarmanın anahtarının da sermayelendirme, daha geniş bir iş gücü ve dijitalleşme olduğunu düşünüyorum.” “Fakat finans açısından bakıldığında yüzde
15’e ulaşmanın önündeki en büyük engelin de sermayelendirme olduğunu görüyorum. Denge tablosunu %15’lik pazar payına ulaştırmak için ihtiyaç duyulan toplam likidite rakamları ile öngörülen rakamlar arasında 60 milyar TL’lik (7.5 milyar ABD doları) bir uçurum var. Bankaların bu boşluğu kapatacak kadar sermaye planına sahip olduğunu zannetmiyorum, o yüzden hedefimiz çok da gerçekçi olmayabilir. Fakat pazara yeni aktörlerin katılımıyla bu sayıları ve öngörülerimizi değiştirebiliriz.”

Tarık Börekçi ayrıca yerel bir Sukuk piyasası geliştirme potansiyeli hakkında da iyimser konuştu. “Sukuk, daha uzun vadeli sermaye piyasalarına erişim şansı sağlamanın yanı sıra
finansman kaynaklarımızı da çeşitlendiriyor. Katılım bankaları yerel piyasalarda aktif olarak sukuk ihracında bulunuyor zaten, bir de bunun yanında katılımcıların İslami finansmanı seçebileceği emeklilik fonu sistemini geliştirirsek yerel sukuk piyasası mutlaka daha fazla büyüyecektir.”

Türkiye için umut vaadinde bulunan bir diğer büyüme alanı da İslami fintech. DDCAP yardımcı direktörü Leilya Shamel de sektördeki fırsatlara değindi. “Türkiye’nin potansiyeli çok yüksek. Öncelikle Avrupa ve Asya arasında uzanan coğrafi konumuyla hem kullanıcılar hem de tedarikçilere daha büyük piyasalara açılma fırsatı sunuyor. İkinci olarak da ülke nüfusunun çoğunluğu Müslüman ve nüfus yeni girişimlere çok sıcak bakıyor. Hükûmet öncelikle kamunun farkındalığını artırmaya odaklanmalı. İslami fintech’in gelişimi için bu nokta çok önemli. İkinci olarak da pazara katılanların kendilerini güvende hissetmeleri için desteklerle, düzenleyici çerçevelerle, kum havuzlarıyla, hızlandırma modelleriyle güven oluşturulmalı. Üçüncü olarak da finansman bulundurma. Fintech geliştiricilerinin çoğu küçük start-up şirketlerinden geliyor ve finansmana erişim konusunda zorluk yaşayabiliyorlar. Risk sermayesi, özel sermaye ve yatırım fonları bu sektörün gelişmesinde daha büyük bir rol oynayabilir.”

Wethaq Capital Markets’ın baş araştırma görevlisi Alaa Alaabed, sermaye piyasalarındaki gelişmelere, özellikle de küresel pandemiden kurtulmak için insanların daha kapsayıcı ve sürdürülebilir yollara odaklandığına dikkat çekti. “ESG (çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim) fonlarının daha iyi performans gösterdiğini görüyoruz, ayrıca hem ihraççılardan hem de yatırımcılardan yeşil ve sürdürülebilir ihraççılara karşı artış gösteren bir ilgi var.” İslami alanda, Türkiye de dâhil olmak üzere bu alanda bir dizi girişim gördük. IDB, Haziran 2020’de ilk sürdürülebilirlik sukuk ihracını gerçekleştirdi. Umuyoruz ki böylesi bir girişim yeşil ve sürdürülebilir sukuk ihracını daha da geliştirecek ve teşvik edecek. Ayrıca finansman aracı olarak Vakıf’a da daha fazla odaklanmalıyız.”

Son olarak, Al Maali Group CEO’su Wail Aaminou da Türkiye’nin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni katılım finans faaliyetlerine nasıl uyarlayabileceğini anlattı. “Asıl yapmamız gereken İslami finans ile etki finansmanını aynı çatı altında buluşturmak,” diyor. “İlgi çekici bir değer önerisi elbette ancak burada en can alıcı nokta pazarlama. Sermaye çekmemiz, yetenekli insanları çekmemiz ve çok farklı aktörleri bir araya getirmemiz gerek.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha Fazla

Katılım Haberleri

Albaraka Türk’ten Doğal Gaz Açıklaması 

Albaraka Türk Katılım Bankası Genel Müdürü Melikşah Utku, Karadeniz'de keşfedilen doğal gaza ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Utku, "Yenileme dönemi gelen doğal gaz anlaşmalarında sahip olduğumuz...

Albaraka’dan “Güvenli Ödeme Sistemi”

Albaraka Türk Katılım Bankası, Türkiye Noterler Birliği ile iş birliği yaparak, ikinci el motorlu kara taşıtı alım-satımında, taşıtın mülkiyeti ile satış tutarının güvenli ve...

Dergiden Son Yazılar

IBOR Geçişi Nasıl Zorluklar Getirebilir?

IBOR’un, (Bankalararası Teklif Edilen Faiz Oranı) 2021 yılı sonunda devre dışı bırakılması planlanıyor. Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının küresel etkilerine rağmen LIBOR’u (Londra Bankalararası Para...

Türkiye’de İşletmecilik Öğretimi

Ülkemizdeki işletmecilik öğretim mimarisinin, kısa sürede çıkış yolu olmayacağı bilinciyle yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki işletmecilik öğretimi, 50 yıllık süreyi geride bırakmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat...

Katılım Bankalarında Likidite Riski

Likidite riskinin belirlenmesi, bankaların piyasa risklerine karşı pozisyon almalarında büyük önem taşımaktadır. Dünyada finansal liberalizasyonun hızlandığı 1980’li yıllardan beri bankalar, birçok şirket için önemli bir...

Altın, “Güvenli Liman” mı?

Altın, birkaç yıl daha güvenli liman şeklinde yatırımcıların gözdesi olmaya devam edecek. Altın, ABD’nin para birimi dolara olan güvenin azaldığı dönemlerde parasal varlıkların korunması açısından...

İslami Finans ve Akıllı Sözleşmeler

Blockchain’in sağladığı akıllı sözleşme teknolojisi, birçok sektöre şeffaflık sağlaması nedeniyle İslami finans dünyasında da tercih edilmektedir. Blockchain teknolojisi, dünyada hızla yayılmaktadır. Sözkonusu teknolojinin fayda sağladığı...
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezleri kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam etmeniz durumunda, çerez kullanımımıza onay veriyor sayılırsınız.
Onayla
Privacy Policy