11.7 C
İstanbul
Salı, Kasım 24, 2020

Hedefimiz Üreten, Büyüyen ve Gelişen Türkiye

İlginizi Çekebilir

Arif Ersoy’u Anlamak

Merhum Arif Ersoy Hocamız, insanlık yanarken su taşımayı hiç bırakmadı ve bitaraflardan olmadı. Kaybettiklerimizin kıymetini sonradan anlamak gibi, çıkasıca bir huyumuz var. Hatta maalesef, sadece...

Basra Körfezi’nde Bir İnci: Bahreyn

Petrolün yanı sıra inci üretimiyle de dikkat çeken Bahreyn, Basra Körfezi’nde yer alan bir ada ülkesi… Asya Kıtası, dünyadaki en büyük kara parçası olarak biliniyor....

Çalışan Motivasyonunu Artırma Yolları

Yazı: Cem Eker Pandemi sonrası yeni bir hayata başlarken şirketlerde çalışan motivasyonu nasıl yükseltilir? Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgını, 2020’nin ilk çeyreğinde iyiden iyiye kendini göstermeye...

Medeniyetlerin Buluşma Noktası Sri Lanka

Yazı: Gültuğ Erdöl Muhteşem doğası, dikkat çekici yapıları ve farklı kültürden insanları ile Sri Lanka… Dört tarafı denizlerle çevrili Sri Lanka, büyük ve bereketli nehirleri...

Gerekli olan tüm coğrafi bağlantılara ve her türlü kapasiteye sahibiz. Faizsiz finansın lideri neden Türkiye olmasın?

 

Röportaj: Merve Kantarcı Çulha

 

Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün geliştirilmesinde, ülke ekonomisine güvenli ve istikrarlı bir gelişim ortamı sağlanmasında söz sahibi olan İstanbul Ticaret Odası(İTO), ekonomik ve ticari hayatın her yönüyle geliştirilmesini desteklemek amacıyla çalışmalarına devam ediyor. Bizler de sadece Türkiye’nin değil bulunduğu bölgeden tüm dünyaya yayılan bir ticari ekol hâline gelen İTO’nun projeleri hakkında bilgi almak üzere İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç ile bir röportaj gerçekleştirerek faizsiz finans hakkında Türkiye’nin geleceğini konuştuk.

 

Sizce İslami değerlerimize uygun bir ekonomi modeli inşa etmek mümkün mü? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Elbette mümkün. Manevi ilkelerimizi, sadece bireysel olarak değil ekonomimizin ve işletmelerimizin de ana dayanağı ve yol haritası hâline getirebiliriz. İslamiyet’te bizlere binlerce yıl önce sunulan şu üç müessese dahi bugünün en temel sorunlarını önemli ölçüde çözmeye yetiyor aslında… Birincisi “zekât kavramı”; dinimiz paradan para kazanmayı ve ticarette risk, sorumluluk almadan kazanç elde etmeyi yasaklıyor. Böylelikle, rant ekonomisi engellenmiş, kazanç emeğe dayalı hâle getirilmiş oluyor. Diğer taraftan yine de ekonomiye katılmayan, durağan bir para ya da yatırım var ise bunun için de zekât müessesesi getirilerek belli bir nisapta fakire dağıtılması zorunlu kılınıyor. Yani gelirin el değiştirmesine, zenginden fakire doğru akmasına olanak sağlıyor. Bugün dünyanın en önemli sorunlarından biri olan gelir adaletsizliğine çözüm getiriyor. Zekâtta bir diğer önemli nokta; “gelir üzerinden değil, servet üzerinden” alınması. Yani elde ettiğiniz gelir değil atıl kalan servet zekât konusu oluyor. Böylelikle paranın işletilmeyip bir tarafta biriktirilmesi ve ekonomiden alıkonulması eğilimini frenliyor. Yani çalıştırılmayan para stoklarının yatırıma sevki için güçlü manevi bir saik oluşturuyor. Bu da istihdam oluşturulmasına, millî gelir ve üretimin artmasına önemli bir katkı sağlamak demek. Bu yönleriyle baktığınızda aslında zekât hem zenginin hem de yoksulun yararına işleyen bir sistem. Hâlihazırda İslam ekonomisinin bizlere yol gösteren ikinci müessesesi de faizden para kazanmak yerine kârzarar ortaklığının emredilmiş olmasıdır. Bu sistem az önce de bahsettiğimiz gibi üretim, istihdam artışı ve reel ekonomiyi besliyor. İslamiyet’in ekonominin hizmetine sunduğu üçüncü önemli araç da “karz-ı hasen sistemi”. Biliyorsunuz karz-ı hasen ihtiyaç sahibine karşılıksız yani faizsiz borç vermek demektir. Bu sistem, işleyişi kaidelerle belirlenmiş bir fon adı altında yeniden ihya edilebilir. Bugün finansmana ulaşamadığı için çarkı döndüremeyen, ölüm, hastalık gibi nedenlerle geçici finansman sıkıntısına düşen nice işletme bu sistem sayesinde can suyu bulabilecektir. Bunlar gibi daha nice değer yeni bir finans ve ekonomi modelinin temelini ortaya koymaya yetiyor. Yeter ki iş dünyası bu değerlere daha çok sahip çıksın.

Türkiye yeni bir döneme başladı. Bu yeni süreçte ekonominin önceliği ne olmalı?

Seçimlerin ardından başlayan yeni dönem, iş dünyasının rolünü ve işlevini ileri taşıyor. Artık sorumluluğumuz her zamankinden çok daha fazla. 400 binden fazla üyesiyle İstanbul Ticaret Odası olarak yeni dönemdeki temel şiarımız: “Üreten, büyüyen ve gelişen Türkiye.” Her şeyden önce kabinedeki kompozisyona baktığımızda kamu ve özel sektör arasındaki ilişkilerin çok daha sağlam olacağını net şekilde anlayabiliyoruz. Yeni sistemin en büyük avantajı; az bürokrasi çok iş. Hızlı ve etkin hareket etme kabiliyetini artırması da iş dünyası için büyük önem arz ediyor. Şimdi önümüzde yeni bir başarı hikâyesi yazmak için büyük fırsatlar var. Hem kamu hem de özel sektör açısından söylüyorum özellikle üretim stratejimizi değiştirmemiz gerekiyor. Kısa vadeli hedefler yerine, uzun vadeli atılımlara odaklanmamız lazım. Bunun için güçlü teşvik sistemi, finansmana kolay erişim ve cesaret veren bir mevzuat noktasında attığımız her adım sürdürülebilir büyümeyi garanti eder. Katma değeri yüksek üretim; uzun vadede kalkınma hamlelerini sağlarken, kısa-orta vadede de dış borçlanma ve geçici dalgalanmaların da önüne set çekecektir. Her zaman söylediğimiz gibi “Para piyasalarındaki oynaklığın reçetesi, üreten Türkiye’dir.” diyoruz.

Faizsiz finansta ülkemizin potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin Faizsiz finans konusunda ayrı bir potansiyeli var. Biliyorsunuz bugün bu işin merkezi Londra. Onlar bu sistemin hikmetini anlamış ve bu yolda çoktan adım atmışlar. Ama neden Faizsiz finansın lideri Türkiye olmasın? Bunun için gerekli olan tüm coğrafi bağlantılara ve her türlü kapasiteye sahibiz. Sadece rekabetçi yönleri arttırmak önemli. Nitekim Dünya Bankası Küresel Faizsiz finans Geliştirme Merkezi’ni de geçtiğimiz yıllarda İstanbul’da açtı. Yani aslında herkes Türkiye’nin bu potansiyelinin farkında. Ülkemizde bu anlamda güzel adımlar var. Kamu katılım bankaları da piyasaya girdi ve hızla büyüyor. Faizsiz sigorta enstrümanları hızla gelişiyor. Ben İstanbul’un orta vadede hem faizli hem de faizsiz finansta uluslararası bir merkez olacağına yürekten inanıyorum.

Faizsiz finans son dönemde neden dünyanın ilgisini çekmeye başladı. Dünyanın İslam ekonomisi ve finansına yönelmesinde hangi unsurlar etkili oldu?

Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Şuna inanıyorum ki bu dünyayı insanlık için daha refah kılmanın reçetesi küresel ölçekte daha adil ancak ticaretin serbestliğine ve bireysel zenginliğe de sahip çıkan farklı bir ekonomi sisteminin tesis edilmesinden geçiyor. Böylesi bir sistem yalnızca ekonomide değil her mecrada refah ve mutluluğun da adresi olacaktır. Çünkü baktığınızda siyasi, sosyal ve kültürel her olayın özünde paylaşım yani ekonomi var. Bakın Hz. Peygamber’in (s.a.v.) İslam toplumunu inşa etmek üzere hicret ettiği Medine’de ilk yaptığı işlerden biri iyi ahlak üzerine şekillenen Medine pazarını kurmak olmuş. İslam medeniyeti, ana değeri dürüstlük olan bu pazar üzerinden daha da geniş kitlelere sesini duyurmuş. Bugüne döndüğümüzde hâlihazırdaki ekonomik sistemin sorunları çözmediğini görüyoruz. Son dönemlerde küresel boyuttaki terör dalgaları, göç hareketleri, açlık ve ekolojik felaketler çok daha hissedilir boyutlara geldi. Özellikle 2008 küresel finans krizinin toplumlar üstünde derin bir etki oluşturduğunu düşünüyorum. Faize dayalı, hatta faizin faizine dayalı, hesaplanamayan riskler içeren ve sonunda hiçbir reel değere dönüşmeyen sanal yatırım araçlarının dünyaya kaostan başka bir şey getirmeyeceği iyice gün yüzüne çıktı. Kâğıt üzerinde büyüyen rakamlar, sonunda milyonlarca kişinin işsiz ve evsiz kalmasına hizmet etti. Bu yüzdendir ki Faizsiz finans sistemine ilgi büyüyerek artıyor. Dünyada 2 trilyon doları aşan bir aktif büyüklüğüne sahip ve her yıl yüzde 10’a yakın oranlarda büyümeye devam ediyor. Çünkü dünya yeni bir çıkış yolu arıyor. Bu çıkış yolunun içinde üretim, istihdam artışı, reel ekonomi olmak zorunda. Faizsiz finans bu noktada faizli bankacılık sistemine iyi bir alternatif. Çünkü bu sistemde, ekonomiye dönüşmeyen faiz gelirleri, nereye harcandığı belli olmayan sermaye tutarları yok. Faizsiz finans kâr-zarar ortaklığına dayanıyor. Bu da temelde hem riskin hem de rızkın paylaşıldığı, sermayenin reel mal ve hizmetlere, istihdama ve üretime dönüştüğü bir ekonomiyi ifade ediyor.

Dini hassasiyetlerin iktisadi hayatta boyutu sizce nasıl olmalıdır?

Ekonomik hayatımızı bu ölçüde nasıl düzenleyebiliriz? Medeniyet algımıza uygun bir model inşa etmek istiyorsak bireysel ve kurumsal olarak bizlere önemli sorumluluklar düşüyor. Birincisi ekonomide toplumsal sorumluluğumuzu kişisel ya da kurumsal çıkarlarımızın gerisine düşürmemek… Hep söylendiği gibi marifet atı alıp koşturmakta değil, kafileyle birlikte yürüyebilmektedir. Zira dörtnala koşarken, at mı size hükmeder, siz mi ona hükmedersiniz karışır gider. Toplumsal sorumluluk ve kişisel menfaatler de böyledir. Gerçek afiyet ancak ikisi kol kola giderken yakalanabilir. Burada sorumluluktan kastettiğimiz, hayırseverlikten oldukça farklı ve kurumsallaşmış bir davranış sistemi. Bu noktada sadece devletin önleyici ve iyileştirici bir güç olarak devreye girmesini beklemek elbette yetersiz. İktisadi adaleti sağlayacak düzenlemeleri desteklemek ve sorunun hâlli için doğrudan doğruya konuya müdahil olmak, ticaret ahlâkının bir gerekliliğidir. Okul hastane yaptırmak, meslek kazandırma noktasında çaba sarf etmek, sportif ve kültürel faaliyetlere destek olmak, çevreye duyarlı üretim teknikleri kullanmak, insan sağlığını merkeze alan ticaret yapmak bunların hepsi tüccar ahlakının önemli göstergeleridir. Biz İTO olarak bu nedenle terazinin bir kefesine ticarete yönelik hizmetlerimizi koyuyorsak, diğer kefeyi de bu tarz hizmetlerle doldurmaya özen gösteriyoruz. Yaptırdığımız okullar, İstanbul Ticaret Üniversitemiz, İTO Spor Kulübümüz ve Cemile Sultan Korumuz bu konudaki bakış açımızın da önemli bir yansımasıdır. İkinci temel ilke; mesleki yardımlaşmayı ve dayanışmayı etkin biçimde uygulamak. Dinimizde Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Kardeşlikse, yardımlaşma ve dayanışma demektir. Yardımlaşmanın olduğu yerde de işler yarım kalmaz. Bu nedenledir ki Ahilik felsefesi de yardımlaşma ve dayanışma üzerine kuruludur. Mesela, gelen ikinci müşteriyi siftah yapmamış komşusuna yönlendirmek Osmanlı’daki en önemli Ahilik geleneklerindendir. Bir diğer önemli mesele; mesleki bilgi ve tecrübeyi gelecek kuşaklara aktarabilmek. Geçmişini bilmeyen geleceği inşa edemez. Bu icra ettiğimiz mesleklerde de geçerli. Önümüzdeki nesilleri hem mesleğin incelikleri hem de sahip olduğumuz gelenek ve göreneklerle donatmak bizlerin boynunun borcu. Tabii ahde vefa ilkesine ve dürüstlüğe kesin olarak sahip çıkmak da önemli bir konu. Sözünün eri olmak, hem dinimizin hem de ticaretin hiç kuşkusuz olmazsa olmazı. En önemlisi, sonlu bir yaşamın içerisinde bulunduğumuzu akıldan çıkarmamak. Bunu düşünerek, dünyaya, insanlığa ölümsüz eserler bırakma çabasını taşıyabilmek. Bu somut bir eser olabileceği gibi çırağa verilen meslek sırları gibi soyut bir kavram da olabilir. Bu değerler etrafında dönen bir ticari yaşamın bereketsiz ve hayırsız olması ihtimali yok bana kalırsa. Böylesi bir ekonomik yapı elbette ki hem kazancı hem de huzuru ve refahı bol bir toplum yapısının en büyük güvencesi olacaktır.

Yeni dönemde İTO’nun hedefleri nelerdir?

İstanbul Ticaret Odası 400 binden fazla üyeye sahip, dünyanın en büyük odalarından biri. Bir yanda yasal olarak yerine getirmemiz gereken işlemleri gerçekleştiriyoruz. Ancak asıl misyonumuz ticaretin gelişiminde öncü olmak, üyelerimizi uluslararası rekabette güçlü kılacak küresel adımları atmak. Türkiye özellikle son 16 yılda hem ekonomik hem de sosyal manada önemli kazanımlar elde etti. Ancak hedeflerimiz çok daha ileriye uzanıyor, alınacak yolumuz olduğunu iyi biliyoruz. İnanıyorum ki 24 Haziran’da kavuştuğumuz yeni yönetim sistemi ve Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği bu yolda en büyük desteğimiz olacak. Diğer yandan hem siyasetin hem de iş dünyasının tecrübesini bir araya toplayan yeni kabinemiz de yolumuza yepyeni bir vizyonla devam etmemizi sağladı. Biz de İstanbul Ticaret Odası olarak ülkemizin yeni büyüme hikâyesine adım adım yürüdüğü bugünlerde yönetim anlayışımızı iş dünyamızla birlikte sahaya inmek üzere kuruyoruz. Felsefemiz “Önce Üyemiz, Önce Ülkemiz”. Bu anlamda dört ayaklı bir stratejide ilerliyoruz. İstanbul’un marka değerini yükseltmek, uluslararası köprüleri sağlamlaştırmak, üyelerimizin taleplerine çözüm odaklı yaklaşım sergilemek ve yenilik ekonomisi ile AR-GE çalışmalarını hızlandıracak adımlar atmak. İstanbul’un marka değerini yükseltecek, “girişimci dostu şehir İstanbul” temasını öne çıkaracak projeler de hazırlıyoruz. İnanıyoruz ki üyemiz güçlüyse, İstanbul güçlüyse, Türkiye de güçlüdür.

Daha Fazla

Katılım Haberleri

Albaraka Türk’ten Doğal Gaz Açıklaması 

Albaraka Türk Katılım Bankası Genel Müdürü Melikşah Utku, Karadeniz'de keşfedilen doğal gaza ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Utku, "Yenileme dönemi gelen doğal gaz anlaşmalarında sahip olduğumuz...

Albaraka’dan “Güvenli Ödeme Sistemi”

Albaraka Türk Katılım Bankası, Türkiye Noterler Birliği ile iş birliği yaparak, ikinci el motorlu kara taşıtı alım-satımında, taşıtın mülkiyeti ile satış tutarının güvenli ve...

Dergiden Son Yazılar

IBOR Geçişi Nasıl Zorluklar Getirebilir?

IBOR’un, (Bankalararası Teklif Edilen Faiz Oranı) 2021 yılı sonunda devre dışı bırakılması planlanıyor. Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının küresel etkilerine rağmen LIBOR’u (Londra Bankalararası Para...

Türkiye’de İşletmecilik Öğretimi

Ülkemizdeki işletmecilik öğretim mimarisinin, kısa sürede çıkış yolu olmayacağı bilinciyle yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki işletmecilik öğretimi, 50 yıllık süreyi geride bırakmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat...

Katılım Bankalarında Likidite Riski

Likidite riskinin belirlenmesi, bankaların piyasa risklerine karşı pozisyon almalarında büyük önem taşımaktadır. Dünyada finansal liberalizasyonun hızlandığı 1980’li yıllardan beri bankalar, birçok şirket için önemli bir...

Altın, “Güvenli Liman” mı?

Altın, birkaç yıl daha güvenli liman şeklinde yatırımcıların gözdesi olmaya devam edecek. Altın, ABD’nin para birimi dolara olan güvenin azaldığı dönemlerde parasal varlıkların korunması açısından...

İslami Finans ve Akıllı Sözleşmeler

Blockchain’in sağladığı akıllı sözleşme teknolojisi, birçok sektöre şeffaflık sağlaması nedeniyle İslami finans dünyasında da tercih edilmektedir. Blockchain teknolojisi, dünyada hızla yayılmaktadır. Sözkonusu teknolojinin fayda sağladığı...
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezleri kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam etmeniz durumunda, çerez kullanımımıza onay veriyor sayılırsınız.
Onayla
Privacy Policy